Karalama Defteri

  • 3/5/2008 - Eski ile yeni arasındaki 10 farkı bulmak - 2
  • Kategori: Edebiyat

    (önceki yazının devamı)

    Bakınca aklıma düştü. Belleğimde kargalarda yer etmiş. Hele sesleri. Hafızamı biraz zorlayınca... Evvelden, çok daha fazla karga bu muhitte uçup duruyordu. Nebatatın azalışı ile hayvanatın azalışı arasında doğru orantı olmalı. Kargalar şu anda bile mevcudiyetini devam ettirmekte olan hurma ağacının dallarında arz-ı endam eyliyorlardı. Koro halindeki şarki söylemeleri yok mu? Sesleri elbette çok kötü. Çok kaba. Şimdi bakıyorum da tek tük dolanıp duruyorlar. Yada ben eskisi gibi doğayı idrak edemiyorum. Kim bilir...

     

    Çocukluk yıllarımda şehre gelişimin –hususen evimize- en önemli simgesi kargaların o dayanılmaz sesleriydi. Bu beni farklı bir mutluluğa sevk ederdi. Beni mutlu eden kargaların sesini duymak değildi elbette. Şehirde olmak mutluluğun esas kaynağıydı o zamanlar. Ne de olsa şehirde olmak vardı. Şehirde bulunmak. Köyden şehre inen biri olarak bunu da doğal karşılamak gerek. Ne bileyim, o zaman böyle hissediyordum. Ya şimdi. Keser döndü sap döndü eski duygular alevde yanan saman oldu. Acaba şehrin cezbeden bir tarafı kaldı mı? Kalmamış olmalı. Köy ise önemini artırarak koruyor.

     

    Köy bahsi açıldığında bazılarında olduğu gibi bende öyle hatırladıkça yakıp yıkan hatıralar dolayısıyla hissiyat peydahlamıyor. Köy benim için sadece bir ‘köy’. Anılarıyla birlikte de olsa bu fark etmiyor. İstisnaları katmaz isek tabi. Şehir için de aynı şeyi söylemeliyim. Elbette ki benim rahat olduğum en uygun ortam sükûnetin kol gezdiği yerlerdir. Sükûnet nerde olursa olsun severim. Göz zevki için köy birinci sırada yer almaktadır. Yalnız yalnız durup bulunulan bir köy. Ne güzel değil mi?

     

    Şöyle kısacık bir bakışın ortaya serdiği duygu ve düşünceler ne kadar da yoğun imiş. Uygun anahtarı bulup uygun zihin kapısına iliştirdiğimizde olup bitenler gerçekten de çok hoş. Bir diğer hoşluk ta olup bitmesi.

    Mutluluk ayrıntılarda saklıdır, denilir. Eğer bu anlattıklarım ayrıntıysa mutluluk ta bunların arasında olmalı. Bunları hatırlayışım beni mutlu etti mi? Elbette etmiştir. Ama çok mutlu oldum da diyemiyorum. Sadece mutlu oldum. Hâlbuki evveli anımsayış insanı hüzünlendirir. Özellikle beni. Bir ara habire hüzünlenir dururdum. Ve durup hüzünlenirdim. Ya şimdi? Belki de aynıyımdır da farkında değilim. Ne fark eder. Pek bir kıymeti de yok gibi. Hüzünlensem ne olur, hüzünlenmesem ne olur?

    Eski ile yeni arasında mutlaka bir fark vardır. Eskisi gibi olmadığım, olmadığımız da muhakkak.

     

    Eski ile yeni arasındaki bu farkın belirginliğinin yoğunluğu kadar hayatın merkezinden savrulduğumu hissediyorum.

    ……. “                                      -Bitti-


    Abdullah
    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 13/4/2008 - Eski ile yeni arasındaki 10 farkı bulmak - 1
  • Kategori: Muhasebat

    Günlük tutanlar vardır, bir de tutmaya çalışanlar...

    Ya, günlük tutmayı bırakıp, tuttuklarını yazmaya çalışanlar…

     

    Eski defterleri karıştırırken, aşağı yukarı 6 yıl evvel yazılmış deneme babında karalanmış günlük yazılarıyla karşılaştım. Bir pazar günü kaleme alınmış. Hayret ki bu gün de pazar. Hayata bir pencereden bakıp eski ile yeni arasındaki 10 farkı bulmaya çalışmak gibi bir deneme yapılmış. “o esnada” eski ile yeni arasındaki 10 farkı tespit ettikten sonra “bu esnada” eski ile yeni arasındaki 10 farkı da tespit etmek gerek. Eski ile yeni arasında değişen çok şey olsa da akılda kalanları ise çok azdır. Bunlar akılda kalanlar işte…

     

    İlgilenenlerin var olduğunu düşünerek eski ile yeni arasındaki 10 farkı bulmaya davet ediyorum sizi… Bunu özellikle edebiyat dünyasına ay’dan bakıp muhasebecilik faaliyetini icra eden biri olarak söylüyorum. Ne de olsa yaşadığımız hayatın hesabını bir gün vereceğiz değil mi?

     

    “ 26.05.2002-Pazar

    Hava günlük güneşlik. Hafif bir esinti. Pencereden içeriye doğru sızan ışık damlaları. Dışarıda cıvıldayan çocuklar. Sorumluluk yüklenmiş hayvanat.

    Bizleri sırtlanmış nebatat. Ve üstüne basmaktan çekinmediğimiz toprak.

    Çok hoş bir portre çizildi. Bu kurgu değil. Şu an pencerenin kenarındayım. Pencere bizim. Dışarıda olup biten güzel şeylerin varlığını müşahede etmek mutlu edici. İçeride de güzel şeyler var. Bir bebek. Tatlı tatlı yürüyor. İki eli de dolu. Bulup aldığı şeyleri bir oyana bir buyana evirip çeviriyor. Kesik kesik sözcükler. Anne ve baba mırıldanmaları. Sürekli tebessüm. Ve-saire.

    Demek ki bakınca görüle-biliyor. Görmek gerek.

     

    Penceremden dışarıya adam akıllı 15 yıldır bakıyorum. 15 yıldır pek fazlaca bir şeyin değişmediğini söyleyebilirim. Pencere tarafındaki cephede duran bahçe halen daha mevcudiyetini muhafaza ediyor. Lakin aynı şey diğer cepheler için söz konusu değil. Ne de olsa şehirde yaşıyoruz.

     

    Bahçenin aşağı ucunda incir ağaçları, yukarı ucunda elma ağaçları. Pencere tarafına dönük bahçenin ortasında aşağıya daha yakın kalan yerde ise fındık. Küçük bir fındık. Bir dakika! Ne inciri, ne elması! Şöyle aşağı uca iyice bir baktım da incir ağaçlarının olmadığını fark ettim. Bir de küçük elma ağacı vardı. O da yok yerinde. Sanki yukarı uçtaki elma ağaçları yerinde duruyor! Onlarında yerinde yeller esiyor. Demek ki her değişiklik bellekte iz bırakmıyor.

    Hâlbuki bunları biliyordum.

    İncirlerin kuruduğunu biliyordum. Elma ağaçlarının kesildiğini de biliyordum. Ama elma ile incirlerin varlığı ve birliği belleğime kazınmış. İncirlerin değdiği(olgunlaştığı) mevsimde çıkıp toplamak benim için çok zor değildi. Aynı şeyi elmalar için de söyleyebilirim.

     

    Şimdi aklıma geldi. Bahçenin baktığım tarafa bakan yerinde tam orta mevkide bir çam ağacı var idi. Çam ağacı da kuruyarak can vermişti. Ağaç motorunun darbesini de unutmuş değilim. Bu ağaçtan çam sakızı yapıla-biliyordu. Birkaç kere denemede bulunmuştum. Gövdesine sıkıca sarılıp duran kara üzümü de unutmayalım.

    Ve şu an ikisi de yok.

    Pencere var. Bahçe var. Bende varım. Yani esaslar var. Esasların olduğu yerde arazlar olmasa da olur şimdilik. Bugün yoksa yarın mutlaka vardırlar. Dün olmayıp bugün var bulunanlar arasına küçük bebeği de katmalıyım.

    Öğle ezanı okunuyor. Aziz Allah. Yakından ve uzaktan sesler semaya yansıyor. Semadan da kulağıma. Bitti.

     

    Soğannn... Patateeess... Üç kilo bir milyon. Domates. Salatalık. Patlıcan. Kayısı. Muuuzz. Sebzeci geldiiiiiiii…

    Evet, bunu da ekleyelim yeniler arasına. Hafta sonları damlıyorlar. Mevsimine göre satacak bir şeyler bulup getiriyor. Türkçesi güzel. Çok anlaşılır bağırıyor. Anfi(ses sistemi) kullanmıyor işini icra ederken. Maşallah kendisi doğal anfi. Sesi pek gür. Azıcık bir akort ayarı ile meydanı inletebiliyor.

    Patateess. Soğaann...

    .................

     


    Abdullah

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 27/3/2008 - İnşirah
  • Kategori: Muhasebat

    Bsmllh.

    Şerh etmedik mi senin için bağrını

    Ve indirmedik mi senden o barını

    Ki zar etmişti bütün zahrını

    Ve yüceltmedik mi senin zikrini

     

    Demek ki zorlukla beraber

    Bir kolaylık var!

    Evet, o zorlukla beraber

    Bir kolaylık var!

     

    O halde boşaldın mı kalk ve yorul

    Ve ancak Rabbine rağbet et

    Hep O’na doğrul!


    K.K

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Gerçek şu ki;

    Gönlümüzden aklımıza doğru uçuşan duygularımızın kayıt altına alınmasının ne kadar zor olduğunu bilsek de en azından dağarcığımızda yer etmiş bazılarını buraya çivilemek az iş olmasa gerek. İnsanı yazmaya kışkırtan "şey" nedir.? Duygularımız coşturan "şey" nedir? Nedir insanı şaşırtan? Nerede bir soru işareti (?) varsa biz peşindeyiz.. Biz aslında "neyin" peşindeyiz? Zaten "neyin" peşinde olduğumuzun cevabını "hakkelyakiyn" olarak "bildiğimizde" işte o zaman felaha erdik demek ki! İşte o zaman aradığımızı bulduk, gördüğümüzü bildik demektir.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • Fitoterapi

    Kategoriler

  • Edebiyat
  • GenelGuncel
  • Muhasebat
  • Arkadaşlarım

  • birseyvar
  • bizimada
  • destebasi
  • istiklalmarsi
  • uyuyankar
  • dilsizmutercim
  • 1001kopru

    Reklam

  • www.fitoterapist.com

    Add to Technorati FavoritesTech Profile

    IP

    Birleşmiş Milletlerin Açlık Sitesine Girin 
Orada Göreceğiniz Sarı Düğmeye Tıklayın.Dünyanın Herhangi bir Yerinde Aç Bir insan Yiyecek Alıyor. Size Hiçbir Maliyeti Yok, Yiyeceğin Parası Reklam Logolarını Görmeniz ile Reklam Yapan Sponsorlar Tarafından Ödeniyor,Tüm Yapacağınız Bu Siteye Girmek ve Yiyecek Bağışla Help Feed The Hungry) Düğmesine TIKLAMAK. Bir Saniye Sürüyor, Günde Sadece Bir Kere Bağışta Bulunabiliyorsunuz.Ve beni her ziyaret edişinizde bu yardımı yapın!


    Bloglar Alemi
    Blogbul.com
    Sayfa:: 1 - Toplam: 9
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa