Karalama Defteri

  • 3/10/2009 - Yekten Yere Seyahat - 2
  • Kategori: Edebiyat


    YEKTEN YERE SEYAHAT - 2

    …Diğeri evin içinde halen daha uykudaydı. Düş görüyordu…

     

    “ Uzun saçlarını rüzgârın zarif ellerine teslim etmişti adeta.

    Ani bir hareketle ileriye doğru atıldı.

    İlerledi.

    Bu yürüyüş onu boş bir meydana götürdü.

    Kendi etrafında dönerek tam bir daire çizdi. Sonra yere eğilip eline bir

    avuç toprak alarak havaya savurdu.

    Bu eylemi tam üç kere gerçekleştirdi.

    Sonra ani bir refleksle kulağını yere dayadı. Dinlemeye koyuldu.

    Dinleme işi tam üç dakika sürdü.

    Ve tekrar doğruldu.

     

    Bulunduğu yerden “doğu” istikametine üç adım attı.

    Üç adımdan sonra ayağıyla yere diklemesine sert vuruşlar indirdi.

    Bu vuruşlar üçü geçmedi.

    Biraz ötede bir safta üç adet taş gördü. Taşların yanına vardı.

    Yerdeki taşları üç hamle ile eline aldı.

    Sonra “batı” tarafına döndü.

    Elindeki taşı batı yönüne doğru fırlatmadan önce üç defa mırıldandı.

    Taşı atabildiği kadar uzağa attı.

    Elinde kalan taşları sol eline toplayarak sağ elini havaya kaldırıp
    üç defa
    batacaksınız” dedi haykırarak.

    Geriye kalan taşlardan birini yere bıraktı.

    Bu esnada “doğu” istikametine dönüktü.

    Akabinde işaret parmağını semaya yönelterek kendinden emin bir
    edayla
    doğacaksınız” dedi gülümseyerek.

    Üçüncü taşı da cebine koydu. Hiçbir şey söylemeden usulca uzaklaştı
    oradan.

    Ve gölge olup ufukta kayboldu... “

     

    Kapıdan içeriye girip orda uyuyanı uyandırmak niyetiyle yattığı odaya

    doğru yöneldi. Odadan içeri girince kimsenin olmadığını fark etti.

    Bir an kaygılandı. İçinden -yoksa gitti mi?- diye geçirmeden edemedi.

    Sonra evin diğer odalarına baktı.

    Birde ne görsün? Yattığı odadan kalkmış en uçtaki odada kenarda bir
    yerde
    kıvrılmış yatıyor. Uyurgezer olmalı diye düşünerek yattığı yerden
    kaldırmaya
    çalıştı onu. Bir iki defa dürttü. Uyanmadı.  Sonra daha bir
    şiddetle sallayıverdi.
    Bu dürtme etkili olmalı ki uyandı birden. Uyanır
    uyanmaz hızla dışarıya doğru
    koştu. Heyecanla bir şeyler aramaya koyuldu.  
    Şaşkındı diğeri. Ne olduğunu
    anlamadan orda öylece çakılıp kaldı.
    Kapıdan dışarı çıkar çıkmaz evin etrafında
    bir tur attı.

    İçeriye girdi. Sonra: Hemen gidelim buradan! dedi.

    Şaşkın şaşkın bakakalan ne diyeceğini bilemedi.
    Ne oldu ki gibisinden bir şeyler
    mırıldandı.

    Devamla ‘tamam gidelim!’ diyerek, oradan ayrıldılar...

     

    Hem yürüyor hem de gördüğü rüyayı yorumluyordu.

    Daha doğrusu yorumlamaya çalışıyordu.

    Acaba diyordu, bu gördüklerimi ‘neye’ yorayım? Rüyaları hayra
    yormak
    gerek tabi, ama... Rüzgar, uzun saç, meydan, toprak, yer,
    doğu, batı, taş,
    doğmak, batmak ve en önemlisi ‘üç’ sayısının birkaç
    kere tekrarı...

    Bütün bunlar ne demek? Bunların sembol olması kuvvetle muhtemel.

    Hepsi ayrı bir ‘mesajı’ olmalı. Bu rüyadan nasıl bir anlam çıkarılabilir?

    Belki de önemli bir şey değildir dedi kendi kendine:

    Boşver bu da diğerleri gibi sıradan bir rüya olmalı...

     

    Her ne kadar böyle düşünse de gördüğü bu rüya kendisini çok derinden

    etkilemişti. Çünkü beyni hep bu rüya ile meşgul oluyor nereye gittiğini

    bile bilmiyordu. Sadece ilerliyorlar... Diğer yol arkadaşı da hiçbir

    şey demeden onu dikkatlice takip ediyor. Onun mimiklerini izliyor,

    mırıldanmalarına hayretle kulak kabartıyordu. Bu duruma fazla

    dayanamadı şaşkınlık içinde yürüyen.

    Diğerine yüksek bir sesle ‘dur!’ dedi.

    Dur bakalım!. Ne oluyor sana, alelacele evden fırlayıp çıktık.

    Ve anlamsız mırıldanmalar... Nedir bu halin dost!

    Bu sefer şaşkın şaşkın bakakalan diğeri oldu.

    Ne, bana mı dedin? diyebildi ancak.

    Başka kim var burda, tabi sana dedim.

    Hem nereye gittiğimizi biliyor musun? Yürüyüp gidiyoruz.

    Nereye gidiyoruz?

     

    Nereye mi? Bilmem... Gidiyoruz işte. Sadece gidiyoruz.

    Hem gideceğimiz yer o kadar önemli mi yani? Gidelim...

    Sadece gidelim!

     

    Dost, sen iyi misin?

    İyiyim tabi. Hem niye iyi olmayayım ki? İyiyim, iyiyim.

    Ne demek iyiyim. Ne oldu sana! Bilmediğim nedir? Meraktan çatlatma beni. 

    Hadi anlat!


    Bekliyorum...


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/9/2009 - Yekten Yere Seyahat - 1
  • Kategori: Muhasebat


    YEKTEN YERE SEYAHAT

    Uykudayken rüya aleminde seyahat edenlerden biri acı çığlıkla uyandı.
    Zaten sabah olmak üzereydi.
    Henüz güneş doğmamıştı ama.
    Çığlık sahibi bulunduğu odadan dışarıya doğru yöneldi.

    Kapının eşiğine geldi ışığın ufuktaki boy verişi gibi.
    Sabah vakitlerinde bol bol huzur nağmeleri uçuşur.
    Hafif bir esintinin yanında ‘yumuşak’ bir iklim kol gezer.
    Dışarıda olan, esneme seanslarına başladı.

    Vücudundaki neredeyse tüm kaslar gerginleşti.
    Kendini sıkıca tuttu. Ve bıraktı. Sonra derin bir nefes aldı.
    Bu vakitlerdeki havanın kalitesinden bulmak mümkün değil gün boyunca.
    İşte bu nefes, kaliteyi esas alanların mükafatlarındandır. 

    Saf bir ortamın yaydığı ‘kir arındırıcı’ bir esinti.
    Sanki bu nefes alışla bütün kirlerinden arınmış oldu.
    Yeni bir güne yeni bir ‘vücut’ ile başlamak, neden olmasın ki.
    Öyle bir enerji depolamak icap ediyor ki gün aşırı başa gelen yahut
    planlanan tüm işlerin altından kalkılabilsin.

    Yinede kendine gelememiş olacak ki ‘temiz bir su’ arayışına koyuldu.
    Aklına geçtikleri kemer köprü geldi.
    Lakin akan sular durmuş ve sonrada kurumuştu! Şöyle etrafına bir baktı.
    Az ileride görüş mesafesinin altında kayalıkların bulunduğu bölgede
    araya sıkıştırılmış bir pınar buluverdi.

    Su tam içilecek gibi. Ama öyle el yüz yıkayacak kadar da akış şiddeti yok. 
    Biraz düşündü. Suyun alt kısmında bir set yapayım dedi.
    Suyun çıktığı alanı biraz daha genişletti. Su bulandı.
    Akıntının ağzından aşağı yöne dönük bir alçaltı yaptı.
    Ve ucuna bir oluk yerleştirdi.

    Bu oluk orda bulduğu uygun bir taş parçasından ibaretti.
    Böylece elini oluğun altına koyup avuçlarına su alabiliyor ‘temiz sudan’
    gereği gibi faydalanıyordu.

    El yüz yıkama işi bittikten sonra eve doğru yavaşça ilerledi...

    Abdullah
    Yorum ( 6 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/8/2009 - YAZGI
  • Kategori: Edebiyat


    YAZGI

    Peşimi bırakmayacak,
    Acı yüklü bulutlar.
    Asra yemin etti,
    Yükünü bana saklar.

     1999
    ___________________________

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Gerçek şu ki;

    Gönlümüzden aklımıza doğru uçuşan duygularımızın kayıt altına alınmasının ne kadar zor olduğunu bilsek de en azından dağarcığımızda yer etmiş bazılarını buraya çivilemek az iş olmasa gerek. İnsanı yazmaya kışkırtan "şey" nedir.? Duygularımız coşturan "şey" nedir? Nedir insanı şaşırtan? Nerede bir soru işareti (?) varsa biz peşindeyiz.. Biz aslında "neyin" peşindeyiz? Zaten "neyin" peşinde olduğumuzun cevabını "hakkelyakiyn" olarak "bildiğimizde" iş

    Ana Gövde

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Linkler

  • bizimada
  • Blogcu Yardım
  • dilsizmutercim
  • murat destebaşı
  • istiklalmarsi

    Reklam

  • Add to Technorati FavoritesTech Profile

    IP

    Birleşmiş Milletlerin Açlık Sitesine Girin 
Orada Göreceğiniz Sarı Düğmeye Tıklayın.Dünyanın Herhangi bir Yerinde Aç Bir insan Yiyecek Alıyor. Size Hiçbir Maliyeti Yok, Yiyeceğin Parası Reklam Logolarını Görmeniz ile Reklam Yapan Sponsorlar Tarafından Ödeniyor,Tüm Yapacağınız Bu Siteye Girmek ve Yiyecek Bağışla Help Feed The Hungry) Düğmesine TIKLAMAK. Bir Saniye Sürüyor, Günde Sadece Bir Kere Bağışta Bulunabiliyorsunuz.Ve beni her ziyaret edişinizde bu yardımı yapın!


    Bloglar Alemi

    Sayfa:: 1 - Toplam: 12
    | Sonraki Sayfa