
Bu kavram özü itibariyle sulhu, barışı, esenliği ve selameti içerir.
İslam her şeyden evvel bir ‘din’dir. Yani, yaşam tarzı ve biçimidir.(Ali İmran 19)
İslam dininin kendinden gelen, kendine özgü kök, kod ve parametreleri vardır. Tabir uygun düşerse hemen hemen her şeyiyle kendi şahsına münhasırdır.
İslam dini kesinlikle başka din ve ideolojilerin kavram ve pratikleriyle açıklanıp pratik edilemez. Bir adım daha ileri gidersek bu dinin özünü oluşturan kavramlar hiçbir müdahaleyi kabul edemez. Örneğin, tevhid. Zaten tevhid hem kelime anlamı hem de somut anlamıyla tekliği, birliği içerir. İslam dininin merkezinde tevhid olduğuna göre bu kavramı oluşturan diğer tuğlaların da (kavram) bu özden etkilenmeleri dolayısıyla tevhidin özelliklerini barındırmaları gerekir. Tevhid ruhu itibariyle şirki reddeder. İslam dairesi içindeki diğer kavramlar da doğal olarak şirki kabul edemez.
Bir ömürlük zaman diliminde sulh, huzur, esenlik ve selameti murat ediyorsak bu dini ‘var olduğu gibi’, ‘yaşanılması gerektiği gibi’ yaşamaya mecburuz. Aksi halde özellikle pratik noktada ilginç/tuhaf tarz ve biçimlerle karşı karşıya kalacağız, kalmaktayız.
Taşları yerli yerine oturtmak babından söylersek, biçim ve tarzdan kastımız Hz. Muhammed’in yaşantısının, sünnetinin ta kendisidir. Bu dinin öğretici ve uygulayıcısı nasıl yaşamışsa aynen öyle yaşamak zorunluluğumuz vardır. Şimdi burada karşımıza ‘taklit’ ve ‘tahkik’ meselesini çıkartabilirler. Önümüzde vaka olarak duran meseleleri çıkmazlara sürüklemeden varacağımız noktaya doğru ilerlemek prensiplerimizden olmalıdır.
‘Pratiksel uyuşturma’ sıkıntısı çekiliyorsa önceleyeceğimiz ilke ve özdür. İlkelerin evrenselliği ile özün önceliği şiarı çeşitlilik ve farklılık gösteren hal ve durumlarımıza ışık tutacaktır. Aslında son açıklamalarımıza ‘hikmet’ tam bir karşılıktır.
Buraya kadar genel bir çerçeve çizmiş olduk. Şimdi de diktiğimiz bu elbiseyi birey(ler)e giydirmeye çalışalım.
İnsanoğlu mutlu olmak için her türlü imkânı kullanır. İmkân kullanımı gündeme geldiğinde sınırlar da gündeme gelmektedir. İşte İslam dini sınırları dolayısıyla hakları korumak için vücut bulmuştur. Tüm irade sahibi varlıklar kendine biçilen sınırları gözetsin diye İslam dini ile muhatap kılınmıştır. Şöyle bir cümle kurarsak yanlış etmiş olmayız sanırım: sınırları gözetelim ki mutlu olup selamete erebilelim.
(devam edecek)