Karalama Defteri

  • 25/9/2007 - İslam Üzerine - 2 (Örf)
  • Kategori: Muhasebat

     

    Sınırları gözetmek meselesine girdiğimize göre durduğumuz yeri de tespit etmeliyiz artık. Aslında çoğu dönemde bu müstakil bir problem olagelmiştir. Durduğumuz yeri tespitte bize yardımcı olacak unsurları gün yüzüne çıkarmaya çalışalım. Şöyle sağa sola ileriye ve geriye doğru baktığımızda ilk göreceğimiz şey ‘örfi hayat’ olacaktır. Örf, kelime olarak bilgi ve irfanı içerir. Tarihsel pratiğimize baktığımızda toplum arasında makbul olarak telakki edilen söylem ve edimler bütünüdür diyebiliriz. Genel ve özel anlamıyla örf, iyi ve güzel olanı bünyesinde taşır ve korur, korumalıdır. Münkerin boy vermesi vücut bulması halinde bu olumsuzluğun izale edilmesi gerekecektir. Marufu tavsiye (yaymak) münkeri nehy (izale), İslam dininin düsturudur. Tekraren biraz geriden alırsak  örfi yaşamımız bizim yere bastığımızın alameti farikasıdır.

    Örf noktasında genel bir çerçeve çizdikten sonra dallanıp budaklanabiliriz. Anlatmaya ve anlamaya çalıştığımız durumun (terimin) iki boyutunun olduğunu belirtelim ilk.

    Birincisi içsel örf, ikincisi dışsal (gelenek) örf. İnsan içeriden ve dışarıdan olmak üzere iki çeşit etkiye maruz kalır, kalabilir. Göz önünde olan daha çok dışarıdan (çevre) yüklendiklerimizdir. Yüklendiklerimizin iç boyutunu bilinç (bilinç altı), dış boyutunu da karakter (huy) ve davranışlar oluşturur. Bahsedilen bu iki boyut arasında bağlantı açısından hem ters hem de doğru orantı mevcuttur.

    Tarihin önemli dönüm noktalarında veya kırılmalarda yerelleşme/yerlileşme her zaman önemini korumuştur. Elbette ki önemli kırılmaları önemli milletler gerçekleştirir.  Ufkunu geniş tutan toplumların yerle teması öylesine olmayıp güven verecek bir şekilde sapasağlam olması gerekmektedir. Eskilerin deyişiyle mevzi sahibi olması şarttır.

    Zaten mevzi sahibi olmadan mevzuyu konuşmak (eylem) abestir. Tespit babından bir parantez açarsak, epey zamandır mevzimizi kaybetmişiz lakin zibil miktarda mevzulardan konuşup duruyoruz. Hakikat şu ki; mevzimiz olmadan ne esaslı bir mevzumuz, ne biçimselliğimiz ve ne de mutluluğumuz hâsıl olur…


    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/9/2007 - İslam Üzerine - 1
  • Kategori: Muhasebat

    Bu kavram özü itibariyle sulhu, barışı, esenliği ve selameti içerir.

    İslam her şeyden evvel bir ‘din’dir. Yani, yaşam tarzı ve biçimidir.(Ali İmran 19)

    İslam dininin kendinden gelen, kendine özgü kök, kod ve parametreleri vardır. Tabir uygun düşerse hemen hemen her şeyiyle kendi şahsına münhasırdır.

    İslam dini kesinlikle başka din ve ideolojilerin kavram ve pratikleriyle açıklanıp pratik edilemez. Bir adım daha ileri gidersek bu dinin özünü oluşturan kavramlar hiçbir müdahaleyi kabul edemez. Örneğin, tevhid. Zaten tevhid hem kelime anlamı hem de somut anlamıyla tekliği, birliği içerir. İslam dininin merkezinde tevhid olduğuna göre bu kavramı oluşturan diğer tuğlaların da (kavram) bu özden etkilenmeleri dolayısıyla tevhidin özelliklerini barındırmaları gerekir. Tevhid ruhu itibariyle şirki reddeder. İslam dairesi içindeki diğer kavramlar da doğal olarak şirki kabul edemez.

    Bir ömürlük zaman diliminde sulh, huzur, esenlik ve selameti murat ediyorsak bu dini ‘var olduğu gibi’, ‘yaşanılması gerektiği gibi’ yaşamaya mecburuz. Aksi halde özellikle pratik noktada ilginç/tuhaf tarz ve biçimlerle karşı karşıya kalacağız, kalmaktayız.

    Taşları yerli yerine oturtmak babından söylersek, biçim ve tarzdan kastımız Hz. Muhammed’in yaşantısının, sünnetinin ta kendisidir. Bu dinin öğretici ve uygulayıcısı nasıl yaşamışsa aynen öyle yaşamak zorunluluğumuz vardır. Şimdi burada karşımıza ‘taklit’ ve ‘tahkik’ meselesini çıkartabilirler. Önümüzde  vaka olarak duran meseleleri çıkmazlara sürüklemeden varacağımız noktaya doğru ilerlemek prensiplerimizden olmalıdır.

    ‘Pratiksel uyuşturma’ sıkıntısı çekiliyorsa önceleyeceğimiz ilke ve özdür. İlkelerin evrenselliği ile özün önceliği  şiarı çeşitlilik ve farklılık gösteren hal ve durumlarımıza ışık tutacaktır. Aslında son açıklamalarımıza ‘hikmet’  tam bir karşılıktır.

    Buraya kadar genel bir çerçeve çizmiş olduk. Şimdi de diktiğimiz bu elbiseyi birey(ler)e giydirmeye çalışalım.

    İnsanoğlu mutlu olmak için her türlü imkânı kullanır. İmkân kullanımı gündeme geldiğinde sınırlar da gündeme gelmektedir. İşte İslam dini sınırları dolayısıyla hakları korumak için vücut bulmuştur. Tüm irade sahibi varlıklar kendine biçilen sınırları gözetsin diye İslam dini ile muhatap kılınmıştır. Şöyle bir cümle kurarsak yanlış etmiş olmayız sanırım: sınırları gözetelim ki mutlu olup selamete erebilelim.

    (devam edecek)


    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Gerçek şu ki;

    Gönlümüzden aklımıza doğru uçuşan duygularımızın kayıt altına alınmasının ne kadar zor olduğunu bilsek de en azından dağarcığımızda yer etmiş bazılarını buraya çivilemek az iş olmasa gerek. İnsanı yazmaya kışkırtan "şey" nedir.? Duygularımız coşturan "şey" nedir? Nedir insanı şaşırtan? Nerede bir soru işareti (?) varsa biz peşindeyiz.. Biz aslında "neyin" peşindeyiz? Zaten "neyin" peşinde olduğumuzun cevabını "hakkelyakiyn" olarak "bildiğimizde" iş

    Ana Gövde

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Linkler

  • bizimada
  • Blogcu Yardım
  • dilsizmutercim
  • murat destebaşı
  • istiklalmarsi

    Reklam

  • Add to Technorati FavoritesTech Profile

    IP

    Birleşmiş Milletlerin Açlık Sitesine Girin 
Orada Göreceğiniz Sarı Düğmeye Tıklayın.Dünyanın Herhangi bir Yerinde Aç Bir insan Yiyecek Alıyor. Size Hiçbir Maliyeti Yok, Yiyeceğin Parası Reklam Logolarını Görmeniz ile Reklam Yapan Sponsorlar Tarafından Ödeniyor,Tüm Yapacağınız Bu Siteye Girmek ve Yiyecek Bağışla Help Feed The Hungry) Düğmesine TIKLAMAK. Bir Saniye Sürüyor, Günde Sadece Bir Kere Bağışta Bulunabiliyorsunuz.Ve beni her ziyaret edişinizde bu yardımı yapın!


    Bloglar Alemi

    Sayfa:: 1 - Toplam: 3
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa