
-Uf be! Bu ne? Bu kadar insan...
-Hiç bu kadar insanı bir arada görmemiştim.
-İpini koparan gelmiş.
Yoğunluk kadar çoğunluk var.
Mevcudat kadar insan. Mahşeri ve askeri bir prova mı?
-Evet.
Ama. Korkular salınmış.
-Endişeli misin? Kulağının ardından kan damlıyor.
Burunlarınızı yere atın. Sürtülsün.
Ürperiyorsun.
-Korkuyor musun?
Kan titrek, can titrek.
-Haydin yürüyün. Tek ve tek.
Gözlerine ak düşmüş bak. Gözlerin akıyor.
Dinlemedin ki hiç. Bakma demiştim sana.
-Durun! Sakın aşağıya bakmayın. Bu tarafa bakın.
Pazar kurulmuş, panayır. Can pazarı mı salınan? Telaşın peşinden koşuyor uğultu koyu bir bulut gibi.
-Soyunun! Çırıl çıplak olun. Bakmayın. Bu tarafa bakın!
-Koşun. Sakın arkanıza bakmayın! Yürüyün.
Gökyüzünün heyecanı beni de heyecanlandırdı. Ne bekliyor ki, kızıllanmış. Dekor yavaş yavaş tamamlanıyor.
Tamam.
Artık homurdanın.
Susmayın!
Mırıldanın.
-Heyy ! David’i gördün mü buralarda?
-Hayır. Sen Yavuz’a rastladın mı hiç?
-Evet. David, Yavuz’u sormuştu bana az önce.
-Ya, öyle mi!
- !!!...
Adem’in veletleri birbirlerini arıyor. Biri diğerinin peşinde.
Soruyor biri: “Falancayı gördün mü? “
Yoğun bir kompozisyon. Meydanda oradan oraya koşan insanlar ve onlardan semaya yükselen korku dolu boğuk bir uğultu ve çaresizliğin nişanesi yankılar, arada bir de olsa bağırışmalar.
-Hakkımı istiyorum senden!
-Ne hakkı...!
-Mutlak Otorite’ ye çıkacağız...
.......?!
Olanlara bakın hele! Bir yanda kaçanlar, bir yanda kovalayanlar!
Kaçmak çare mi?
Ne münasebet! Değil elbet.
Peki ya olup bitenlere ne ad takalım? Korku, macera, merakın peşinden koşmak, bilmediğinin ardından sürüklenmek, sükünet, emniyet, huzur, mutluluk, hüzün. Hangisi? Hiçbiri! O zaman şöyle diyelim: işler olacağına varır. Evet, bu esaslı oldu.
-Buldum!
En çarpıcı ismi buldum: Safdillik.
Bak bakayım koşanlara. Ta alınlarına bak. Çoğunun alnında büyük harflerle “safdil” yazıyordur. Ama dur! Hepsini aynı kefeye koymayalım. Peki, hangilerine safdil diyelim?
Birinci tespit: Kaçanlar safdildir.
Hakikati bulduk.
-İtiraz eden var mı?
Var! Ben itiraz ediyorum. Niye kaçanlar safdil olsun. Hem niye kaçmasınlar ki? Olabilecekleri tahmin ettikleri için kaçıyorlar, görmüyor musun?
İkinci tespit: Kovalayanlar safdildir.
-İtiraz eden?
Var elbet. Kabul edilemeyecek olan şeyleri kabul edilebilir olarak sunmayın arkadaşlar! Bunu kabul etmek başlı başına safdilliktir. Acele etmeyin öyle. Kovalayanlar, haklı olarak kovalıyor. Çünkü alacakları var. Onlar tahsilât peşinde.
İtirazcılar dinlendi... Aradan biri fırladı.
-Benim de itirazım var!
Artık itirazları kabul etmiyoruz, diye kuvvetli bir ses işitildi.
Ve koro halinde: “korkunun ecele faydası yok!” şarkısı üç kere tekrarlandı.
Akıp giden zamandan çalındı bir tutam kadar. Hırsız pişman olacak ki, kenarda bir yerde başını iki elinin arasına almış perişan bir vaziyette bekliyor akıbetini. Orda öylece hiç kıpırdamadan duruyor. Zaman ferman buyurmuş mudur kim bilir? Eğer öyleyse ağlama vaktidir şimdi.
Kulağını aç ve dinle şimdi!
-“Bom”- diye bir ses!
Nerden geldi bu ses?
Batı tarafından.
Meydanda bulunan insanların bir kısmı o tarafa doğru kayıverdi. Sadece bir çığlıkmış.
Böyle çığlık olur mu? “Bom” diye çığlık olmaz kardeşim. Hem de sebepsiz yere olmuş!.
Olay yerine gelen yetkililer rapor tuttu: Kaynağı belli olmayan bir ses işitildi. Adına “failsiz acılar” diyorlarmış. Olay yerinde inceleme yaptık. Hiçbir bulguya rastlayamadık.
Ve kayıtlara geçtik: Tanımsız.
Birde altına şerh düştük: Olağandır.
Yetkililer tanımlayamadı. O zaman biz tanımlamaya çalışalım. Bir olayın, bir vakanın, bir fiilin olması, vuku bulması için “fail”e ihtiyaç vardır. Bu bilgiden hareketle diyebiliriz ki: çığlığın olduğu yerde mutlaka bir çığlık atan vardır. Öyleyse “failsiz acılar” diye bir şey olamaz kardeşim!
Sonuç: Sonuç mu, ne sonucu?!
|
2008-02-16 17:11:34 - s.a
Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve Ahiret'te benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.
Hz.Yusuf (AS) Duası - Yusuf 101