
YEKTEN YERE SEYAHAT - 2
…Diğeri evin içinde halen daha uykudaydı. Düş görüyordu… “ Uzun saçlarını rüzgârın zarif ellerine teslim etmişti adeta. Ani bir hareketle ileriye doğru atıldı. İlerledi. Bu yürüyüş onu boş bir meydana götürdü. Kendi etrafında dönerek tam bir daire çizdi. Sonra yere eğilip eline bir avuç toprak alarak havaya savurdu. Bu eylemi tam üç kere gerçekleştirdi. Sonra ani bir refleksle kulağını yere dayadı. Dinlemeye koyuldu. Dinleme işi tam üç dakika sürdü. Ve tekrar doğruldu. Bulunduğu yerden “doğu” istikametine üç adım attı. Üç adımdan sonra ayağıyla yere diklemesine sert vuruşlar indirdi. Bu vuruşlar üçü geçmedi. Biraz ötede bir safta üç adet taş gördü. Taşların yanına vardı. Yerdeki taşları üç hamle ile eline aldı. Sonra “batı” tarafına döndü. Elindeki taşı batı yönüne doğru fırlatmadan önce üç defa mırıldandı. Taşı atabildiği kadar uzağa attı. Elinde kalan taşları sol eline toplayarak sağ elini havaya kaldırıp üç defa “batacaksınız” dedi haykırarak. Geriye kalan taşlardan birini yere bıraktı. Bu esnada “doğu” istikametine dönüktü. Akabinde işaret parmağını semaya yönelterek kendinden emin bir edayla “doğacaksınız” dedi gülümseyerek. Üçüncü taşı da cebine koydu. Hiçbir şey söylemeden usulca uzaklaştı oradan. Ve gölge olup ufukta kayboldu... “ Kapıdan içeriye girip orda uyuyanı uyandırmak niyetiyle yattığı odaya doğru yöneldi. Odadan içeri girince kimsenin olmadığını fark etti. Bir an kaygılandı. İçinden -yoksa gitti mi?- diye geçirmeden edemedi. Sonra evin diğer odalarına baktı. Birde ne görsün? Yattığı odadan kalkmış en uçtaki odada kenarda bir yerde kıvrılmış yatıyor. Uyurgezer olmalı diye düşünerek yattığı yerden kaldırmaya çalıştı onu. Bir iki defa dürttü. Uyanmadı. Sonra daha bir şiddetle sallayıverdi. Bu dürtme etkili olmalı ki uyandı birden. Uyanır uyanmaz hızla dışarıya doğru koştu. Heyecanla bir şeyler aramaya koyuldu. Şaşkındı diğeri. Ne olduğunu anlamadan orda öylece çakılıp kaldı. Kapıdan dışarı çıkar çıkmaz evin etrafında bir tur attı. İçeriye girdi. Sonra: Hemen gidelim buradan! dedi. Şaşkın şaşkın bakakalan ne diyeceğini bilemedi. Ne oldu ki gibisinden bir şeyler mırıldandı. Devamla ‘tamam gidelim!’ diyerek, oradan ayrıldılar... Hem yürüyor hem de gördüğü rüyayı yorumluyordu. Daha doğrusu yorumlamaya çalışıyordu. Acaba diyordu, bu gördüklerimi ‘neye’ yorayım? Rüyaları hayra yormak gerek tabi, ama... Rüzgar, uzun saç, meydan, toprak, yer, doğu, batı, taş, doğmak, batmak ve en önemlisi ‘üç’ sayısının birkaç kere tekrarı... Bütün bunlar ne demek? Bunların sembol olması kuvvetle muhtemel. Hepsi ayrı bir ‘mesajı’ olmalı. Bu rüyadan nasıl bir anlam çıkarılabilir? Belki de önemli bir şey değildir dedi kendi kendine: Boşver bu da diğerleri gibi sıradan bir rüya olmalı... Her ne kadar böyle düşünse de gördüğü bu rüya kendisini çok derinden etkilemişti. Çünkü beyni hep bu rüya ile meşgul oluyor nereye gittiğini bile bilmiyordu. Sadece ilerliyorlar... Diğer yol arkadaşı da hiçbir şey demeden onu dikkatlice takip ediyor. Onun mimiklerini izliyor, mırıldanmalarına hayretle kulak kabartıyordu. Bu duruma fazla dayanamadı şaşkınlık içinde yürüyen. Diğerine yüksek bir sesle ‘dur!’ dedi. Dur bakalım!. Ne oluyor sana, alelacele evden fırlayıp çıktık. Ve anlamsız mırıldanmalar... Nedir bu halin dost! Bu sefer şaşkın şaşkın bakakalan diğeri oldu. Ne, bana mı dedin? diyebildi ancak. Başka kim var burda, tabi sana dedim. Hem nereye gittiğimizi biliyor musun? Yürüyüp gidiyoruz. Nereye gidiyoruz? Nereye mi? Bilmem... Gidiyoruz işte. Sadece gidiyoruz. Hem gideceğimiz yer o kadar önemli mi yani? Gidelim... Sadece gidelim! Dost, sen iyi misin? İyiyim tabi. Hem niye iyi olmayayım ki? İyiyim, iyiyim. Ne demek iyiyim. Ne oldu sana! Bilmediğim nedir? Meraktan çatlatma beni. Hadi anlat! Bekliyorum...
|