
Acaba zaman çift yöne doğru akar mı?
Mesela; bir ucu doğuya bir ucu da batıya doğru aksın.
Yahut kuzeye ve güneye…
Bu isteğimizin kabul edildiğini düşünelim bir an.
Her yön sahibi ayrı ayrı zamanları yaşasın.
Ayrı zamanları yaşamak ‘çağ’ farklılıklarını da beraberinde getirecektir.
Bu fotoğrafı bir tek düzlemde indirgemek saçmalık mıdır?
Dünya âleminde dört ana yön vardır tarihsel olarak.
Bu tamam.
Ama aynı dünya düzleminde dört farklı ‘zaman’ olduğunu varsayarsak işin içinden çıkabilir miyiz?
Bunun esaslı ve tatmin edici cevabını bilmiyorum.
Lakin yorum yapmak gibi bir hakkımın olduğunu da inanıyorum.
Dünya düzleminde ilim ve teknoloji anlamında farklı zamanları yaşayan toplulukların olduğunu bilmekteyiz.
Bu bilgiden hareketle diyebiliriz ki: her farklı topluluk farklı bir zamanı yaşayabilmektedir.
Biri altın (aydınlık) çağını yaşarken diğeri de karanlık çağını yaşayacaktır.
Şimdi bu açıklamama itiraz edilebileceğini biliyorum.
Denilebilir ki: bu anlattığın zaten vardır.
Bunun için aynı düzlemde farklı zamanlara ihtiyaç yoktur.
Tek bir zaman kavramı ile anlattığın bu vaka zaten yaşanıyor ve yaşanmakta.
Bu itirazı kaale alıyorum.
Madem böyle bir itiraza muhatap ettim kendimi, öyleyse farklı bir kanaldan ilerleye çalışalım...
Bilgi ile ulaşabileceğimiz bu âlemin kaç boyutunun olduğunu şu anlık bilmemekteyiz.
Ama bu âlemden başka âlemlerin olduğunu ‘bilgi’ olarak bilmekteyiz.
Bu günün ilmi ‘bir boyuttan farklı bir boyuta geçme’ noktasında çalışmalarını hızla sürdürmektedir.
Bu evrenin sonlu olmadığı bilgisi gittikçe ağırlığını hissettirmektedir.
Bulunduğumuz galaksinin haricinde farklı galaksilerin de olduğu varsayımlar arasında yerini sağlamlaştırmıştır.
Hem Kuran’dan alıntı yaparsak ‘cin’ler âlemini de gündemimize alabiliriz. ( ‘cin’ ile ‘can’ akrabadır, ayni kökten gelir… )
Neticede ‘bilgi’ babında birçok âlemin veya boyutun olduğu kesindir.
İmdi diyebiliriz ki: her farklı âlemde farklı zaman birimi bulunmaktadır.
Örneğin, dünya düzlemindeki bir yıl ile cin’lerin yaşadığı âlemdeki bir yıl aynı olmayıp tam eşdeğer karşılığının bilgisi elimizde değilse bile aynı olmayacaklarını da kestirebilecek yeterlilikteyiz.
Aslında bugün bunu müşahede etmiş de değiliz.
Çünkü ismi geçen âlemde yolculuk yapmış bir insanla da muhataplığımız yoktur bildiğimiz kadar. Hal böyle olmasına karşılık cinlerin genel özelliklerini vahyin kültürüyle yoğrulmuş toplumlardan süzülerek bize dek ulaşan bilgilerden elde edebiliriz.
Cin terimini ‘görünmez varlıklar’ olarak çevirebiliriz.
Cinlerin en önemli özelliği ‘dumansız ateş’ten yaratılmış olmalarıdır.
Dumansız ateş ne demek?
Ateş olmayan yerden duman çıkmayacağına göre, duman olmayan yerden ateş çıkaralım!
Dumansız ateşten ilham alarak ‘elektrik’ özelliği taşıyan bir varlığın olabileceği ihtimalini ortaya atabiliriz.
Bildiğimiz üzere elektrik en nihayetinde bir ‘akım’dır.
Bir yerden bir yere kolaylıkla ve çok hızlı bir şekilde ulaşabilmektedir.
Şimdi; cinlerin çok hızlı ve çok kolay seyrü sefer eylediklerinin kabulünü heybemize koyalım bir.
Bir cinin dünyaya iltica ettiğini yahut sızdığını düşünelim.
Bu varlık şüphesiz kolayca ve hızlı bir şekilde dünya düzleminde seyahat edebilecektir.
Bize göre, gözümüzü açıp kapayıncaya kadar bir yerden başka bir yere varabilir.
Bu anlamda cinlerin bu dünya âleminde ulaşım problemleri bulunmamaktadır.
Bu cin için zaman kavramı değişmiş midir acaba?
Eğer cinlerin yaşadığı âlemde ‘zaman’ kavramının var olduğunu kabul ediyorsak –ki vardır-, acaba bu âlemde hangi zaman birimiyle hareket edeceklerdir.
Kendi ortamlarındaki zaman birimiyle mi yoksa bu âlemdeki zaman birimiyle mi muhatap olacaklar?
İlk teorinin işlediğini varsayarsak cin’in burda olmasıyla doğacak olan bir ‘zaman içinde zaman’ vakasıyla karşı karşıya olacağız.
Yani aynı düzlemde ‘iki farklı zaman’ oluşmuş olacak.
Bu durumda ‘zamanlar arası çatışma’ olur mu dersiniz?
Eğer cevap olumlu ise biri birini yutacak yahut yok edecektir.
Acaba hangisi hangisini yok eder?
Bu âlemdeki zaman biriminin yavaş, cinler âlemindeki zaman biriminin hızlı olduğunu elimizdeki ‘bilgi’ ile kestirebiliriz.
Hızlı olan yavaşı yutar diyorsak dünya âlemi yok olacaktır bu durumda.
Yani ‘cin’ dostumuzun dünyaya sızmasıyla birlikte yaşamakta olduğumuz bu âlem yavaş yavaş yahut hızlı bir şekilde yok olacaktır.
Cevabımız olumsuz ise aynı cin dostumuzun bu âleme gelmesiyle yok olması bir olacaktır. Yani burdaki zaman mefhumuna yenik düşecek neticede kara deliğe düşer gibi kaybolacaktır. Bu anlattıklarımız tamamen varsayımdır, akıl yürütmedir.
Bunlar ‘deneyle’ kanıtlanmış şeyler değildir.
Bu çizdiğimiz karmaşık manzarada önümüze bir sürü soru işareti çıkmaktadır.
Bizim gayretimiz zaman mefhumunu elimizden geldiğince çözümlemek idi.
Lakin daha da karmaşık hale getirdiğimiz de ortadadır.
Başlarken ‘bir’ soruyla başladık yürüdükçe heybemizdeki soruların epeyce arttığını gördük.
Şu halde zaman mefhumunu ‘ele geçiremeyeceğimiz’ sonucuna ulaşabilir miyiz?
‘Ulaşırız tabi’ diyorsak bu akıl yürütme işlemimizi hemen durduralım.
‘Hayır, ulaşamayız’ diyorsak devam edelim...
Abdullah
|
2008-03-16 12:15:24 - selam